Veni Vidi

22/11/2007

ikinci el sevgili

Sonunda aranan isim bulundu; ikinci el erkek

 

Kadın eşinden ayrıldığı zaman aldığı isim ne? Dul.

 

Erkek içinse bir sözcük yoktu, beklenen sözcük bulundu; ikinci el erkek, ikinci el araba gibi dursa da yada defolu bir tanım imgesi uyandırsa da dul erkek tanımı dilimize yerleşmedi ama ikinci el erkek tanımı yerleşecek gibi; magazinin etkileri yadsınamaz elbet.

 

İki tanımın ortaklaştığı bir nokta var: ikisinde de evlenip ayrılmış olmak gerekiyor. Yani imzalı birlikteliklerle alınan karı/koca tanımlarının imzalı birliktelik bittikten sonra aldıkları hal; dul/ikinci el. Yoksa kimse sevgilisinden ayrılanları hesaba katmıyor. Çünkü sevgililik toplumsal bir kalıp/statü/duruş olmadığı için bitiş hali de sözcüklerle tanımlanmıyor.

 

İkinci el erkeklere gelirsek, çok erken evlenenleri bir yana bırakıp 25-30 marjında evlenenler genelde 10 yıllık süreçten sonra boşanıyorlar. Evliliğinin 10. yılı da tehlikeli yıllar arasında sayılıyor zaten uzmanlarca. Daha önce yazmıştım ama kısaca anımsatayım; ilk cicim yılları geçiyor, bir yada iki çocuk oluyor, onlarda 7 yaşına gelip ilkokula başlayınca karı/kocanın yaşamında birdenbire bir boşluk hasıl oluyor. İşte bu da ortalama 10 yıla denk geliyor, o ara boşluk dolduruldu dolduruldu, yoksa yandı gülüm keten helva, gelsin boşanmalar…

 

Adam 35-40 marjında birkaç sene keyfine bakıyor; özgürlüğüne kavuşmuş ya deli danalar gibi saldırıyor etrafaJ bir süre böyle gidiyor, sonra işte evliliğin düzenine alışmış olduğundan esasen yenisini aramaya başlıyor. Eh yenisi de diğerinden daha genç muhtemel ki daha güzel vs oluyor adamın gözünde yada öylesini arıyor; daha genç daha güzel, madem 2. o zaman ilk gençliğinde yapamadıklarını yapacak değil mi? Aslında bu anlaşılmayacak bir şey değil: ilk çocuk acemilikle büyüdü ikinciyi yapalım da anne/baba olmanın tadını daha tecrübeli yaşayalım, şimdi ekonomik olanaklarımı daha iyi, çocuğa daha iyi bakarız düşüncesi olmaz mı? Olur. E eş için de bunu uyarlayabiliriz.

 

Kadın cephesinde durum nasıl peki? Daha olgun bir adamla evlenmenin daha iyi sonuçlar vereceğini düşünüyor kadın; ilk gençlik zamanının sivri köşelerini törpülemiş, daha sevecen, daha iyi, ilk zamanların ekonomik sıkıntısını nispeten atlatmış bir adam var karşısında. Her yönüyle tecrübeli bir adam var yani kadının karşısında, neden seçmesin yada neden kabul etmesin ki;

 

İkinci el yada üçüncü el fark etmez! Gerçi şaka bir yana üçüncü elde biraz dikkatli olmak gerekir; hadi diyelim birinci eşi boşadı, e ikinciyi de boşayan adama yahu biraz da kendine bak denmez mi? Denir, denir de dünyada kadın nüfusu fazla azizim; ikinci eli de para ediyor üçüncü eli deJ

 

Kalın sağlıcakla

 

Ela

22/11/2007

entel kezbanların battaniye, kahve özentisi

bu kadın dergileri var ya

 ahh bu kadın dergileri

bir de amerikan aşk filmleri

işte bu ikisi bir kısım kadınımızın hayallerinin bir örnek olmasını sağladılar ya helal olsun.

kış mı geldi, hemen bir battaniye, kahve, film üçlüsü süsler yazıları. ayşe arman abartır biraz daha, film izler yatakta sevgilisiyle, sonra uyur, uyanır yatağın içindeki meyve kasesinden bir meyve dişler, yine uyur, uyur uyanık sevişir, yağmurlu bir günü böyle geçirir. aslında herkes bilir ki bu bir film sahnesinden apartılmış hayaldir. geçelim.

sonbahar geldi, hadii toptan herkes pardon bir kısım kadın, sararmış yapraklar, bir fincan kahve - hiç çay olmaz bu, çay köylü:) kahve şehirli ya- elde bir de ayşe kulin kitabı olur mutlaka; hani şu her seferinde aynı şeyleri yazan, ailesinin osmanlı soyundan geldiğini her röportajında röportajlayan kadın. elde kahve, mutlaka ama mutlaka BATTANİYE! geçelim. biri de ADORNO okusun, yok ayşe kulin, kürşat başar, ahmet altan...

yahu kardeşim/kadınım/hemşirem nedir bu battaniye fetişizmi, nedir ben söyleyeyim; dergilerde bu anlatılıyor lıfe style olarak da ondan. bir nesil bu yalanlarla büyüdü anasını satayım!

yahu birinizin evi bile yeterince sıcak değil mi? kanepede otururken battaniyeye sarılacağınıza ya sobaya iki odun atıverin yada doğalgaz varsa bir kademe yükseltin be! yok battaniyeye sarılacaklar:) dergiler öyle diyor. dergiler... neyse.

biri de başka bir hayal kursa ya. yok, yok yok....

dergiler yenisini yazana dek yok. sabır.

entel kezban diyeceğim yine tekrar olacak; olsun varsın, bu da entel kezbanlık.

dergilerden hayalleri yaşam şeklini alıp ben de böyle yaşıyorum demenin kezban hali işte. üşüyorlar diye üzülüyorum yoksa bana ne yahu:) battaniye de battaniye:))))

ela

22/11/2007

barış için hemen şimdi

günaydın, barıştan yana olmak bugünü ve yarını düşünmek için birinci koşuldur. zira, barış yoksa yarınımız da yok.

 

 

 

 

www.vakitgeldi.org   sayfasını ziyaret etmeye ve barış çağrınızı dile getirmeye davat ediyorum sizi.

 

ela

18/11/2007

omlet

dün bütün gün tijen hanımın (inaltong) mutfakta zen adlı blogunu okudum. radikal gazetesinde yazarken tanımıştım ben tijen hanımı; sonra da gezinirken internette yeniden rastladım. yazılarını okurken bile huzur duyuyor insan.

hafta sonları ancak gönlümce kahvaltı yapabildiğim için özellikle omlet ve kahvaltı başlıklarında takıldım kaldım:) sonra da ağız tadıma uyabileceğini düşündüğüm bir omlet tarifini biraz da değiştirerek yaptım.

malzemeler:
4 yumurta
1 kırmızı soğan
1 orta boy patates
yarım demet maydonoz
2 adet sosis
bir dilim beyaz peynir
bir dilim kaşar peynir ( ince birer dilim)
tuz, karabiber, pulbiber
1 yemek kaşığı yoğurt

soğan ve patatesi minik minik doğrayıp zeytinyağında kavurdum. diğer bütün malzemeyi cam kasede karıştırdım. kavrulan patates ve soğanın üzerine döküp, altını kısıp, ağzını kapattım tavanın. orijinal tarifte patates ve sosis yoktu onları ben ekledim. zaten kokusundan anlıyorsunuz piştiğini. bir çaydanlık dolusu çayı da aldım yanıma:) gel keyfim gel...

yağmurlu bir sabahta çay kokusu bir başka geliyor bana. fotograflamak isterdim ama o konuda ne yazık ki beceriksizim.
tijen hanımın blogunu da bilmeyenlere şiddetle tavsiye ediyorum.

ela

16/11/2007

daha iyiyim; bütün arkadaşlarıma teşekkürler

ben, rahatsızlık hissettiğim konunun üzerine gidinde kurtulabiliyorum ancak; saklamak ve üstünü örtmek bana göre değil, o zaman daha da büyüyor sıkıntım.

sabah sıkıntımı yazdıktan sonra ister blog okurlarımdan olsun isterse birebir tanıdığım arkadaşlar, hepsi ellerinden geldiğinde destek oldular bana. hepsi dinledi, hepsi beni rahatlatmaya çalıştı.

bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

ela

16/11/2007

kendini kötü hissetmek hem de çok kötü

nasıl canım sıkkın akşamdan bu yana... akşam saat 5 ten bu yana uyuyorum! gece 12 de uyandım, bir bardak su içtim, tekrar uyudum. sabah ezanıyla tekrar uyandım; sonrası fasılalarla uyu-uyan şeklinde geçti.

 

insanın istemediği bir davranışa maruz kalması kadar rahatsız olduğu başka şey var mıdır ben bilmiyorum. beni en çok rahatsız istemediğim bir davranışa maruz kalmak; bu bir bakış olabilir, bir söz olabilir, bir gülüş olabilir. evet, hiç tanımadığım biri bana rahatsız edici bir şekilde gülümsediği zaman, baktığı zaman rahatsız oluyorum.

 

akşam da böyle oldu işte; sıkış tepiş bir otobüste hayvan bir adam daha biner binmez dikti gözlerimi üstüne bir daha ayırmadı... ne kadar rahatsız olsam da kaşlarımı çatmaktan yüzüm yamulsa da vazgeçmedi! yetmedi gibi geldi durdu tam önümde; kafama koydum o anda, küçük parmağı bile otobüsün tutamacını tutan elime değse yumruğu geçirecektim suratına!

 

o kadar sıkışık otobüste bir adım dahi ilerlemedi ve tam önümde durdu durdu baktı baktı.

 

evimden 3 durak önce attım kendimi otobüsten. yürümeye başladım. hayvanoğlu hayvan benden bir durak sonra inmiş, bir duvara yaslanmış geçmemi beklemiş. düz bir yol zaten, bir an bir ses duydum döndüm bu! ne dediğini anlamadım ama iyi bir şey demediği kesindi. yalnızdım, korktum. evime kadar acaba takip ediyor mu beni diye arkama baka baka geldim. mideme yumruk yemiş gibiydim. uyudum. bir dolu rüya gördüm. şimdi de o kadar uyumuş olmaktan sersem gibiyim. dudaklarım gerginlikten bir çizgi halini almış, ağzımı açmaya halim yok. yazmak iyi gelir belki diye yazıyorum.

 

çok kötü oldum, evimize mi kapansak ne yapsak, dışarda her daim tehlike her daim rahatsızlık veren insanlar, erkekler...

 

nasıl atlatacağım bilmiyorum.

 

ela

14/11/2007

okyanus lokumu

dün ilk kez okyanus lokumu yedim. tabii insan ilk yediği şeyi iyi/kötü/idare eder diye değerlendiremiyor ki?

 

başka bir yerde yedikten sonra okyanus lokumu denen esasen yengeç bacağı olan şeyi karşılaştıracağım bakalım ne çıkacak. ilk fırsatta başka bir yerde de yiyeceğim okyanus lokumunu.

 

yalnız yengeç bacağı bu kadar az lezzete sahip bir şey midir yahu? benim yediğim öyle aman aman da damak çatlatan bir tad değildi. dışı çok kurumuştu bir de içi yumuşaktı tamam da; hah işte ben de oldum vedat milor:) (milliyet gazetesi yemek yiyip yazan yazarı)

 

ha okyanus lokumunun yanında bir de denizci böreği yedim; balıkları minik minik doğramışlar, baharatla karıştırıp yufkaya sarmışlar. olmuş sana denizci böreği. çok başarılı bulduğumu söyleyemeyeceğim. evimde balıktan börek yapsam onlardan güzel yaparım sanki:)

 

ela

13/11/2007

gezi

bugünlerde bir şey yazmadığımın farkındayım. sebebi şehirden de, işten de, evden de sıkılmış olmam.

 

tez zamanda bir yolculuğa çıkıp değişik bir şehir görmeli, tadlar denemeli, bu durağanlıktan kurtulmalıyım. yazılar bile birbirini tekrar etmeye başladı.

 

aklımdan geçen şu: koşa koşa terminale gidip bilmediğim bir şehre bilet almak. uzun bir otobüs yolculuğu yapmak, dergi okumak, uyumak, uyanmak, çay içmek, kahve içmek. varılan şehrin sokaklarını arşınlamak...

 

ya da

 

uzun bir tren yolculuğuna çıkmak. bolca gazete, dergi yada bir tane kalın kitap alıp trenin yemek vagonuna kurulmak. okumak, yemek, içmek, etraftakilerle sohbet etmek.

 

işte istediğim bu.

 

biraz soluklanayım, yazacağım.

 

ela

11/11/2007

gazete, kahve, yürüyüş, çay, kahvaltı. hala canım sıkılıyor

« Önceki :: Sonraki »